30 Eylül 2017 Cumartesi

Bir Garip Çevrecilik Yazısı

Baharla birlikte beni, duygularımı ve düşüncelerimi derinden etkileyen yoğunlaşan çiçek ve ağaç kokularının eşliğinde koşmayı daha çok seviyorum. Nereden başladığını ve nerede biteceğini asla kestiremediğim duygu ve düşüncelerle, ben ormanda, orman benim içimde dolanıp dururken mavi gökkubbenin altında, -hayatın attığı soluk mavi noktanın kalbinde-  her şeyin algılarımız olduğunu anlıyorum artık. Her şeyi anlamca büken, ona olduğundan farklı anlamlar veren algılarımız.

Dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz. Eğer dünyayı ve olayları olabildiğince olduğu gibi görmek istiyorsak önce bir değer olmamız, sonra duyarlı bir kişilik geliştirip bu kişiliğin duyarlılığını çakallara karşı korumayı öğrenmemiz gerekiyor. Yoksa bir süre sonra bu çakalların oyuncağına dönüşme tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor, ne yapacağımızı kestiremiyor, elimiz kolumuz bağlı onların esiri oluyoruz. Aslında kural çok basit uyanık kal, güven ama hep sorgula, her şeyi, her insanı, her düşünceyi yılmadan, yorulmadan sorgula. Güçlü bir karakter ol. (Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki... şaka, şaka, kandan bir şey çıkmaz, aklını kullan!) Kuraldır, ''sikim hıyar!'' diyene ağzınızın suyu akarak tuzlukla koşarsanız, o hıyarı yersiniz.

Uzun süredir doğadaki hiçbir canlıyı düşman olarak görmüyor, yararlı zararlı 
ikilemiyle boğuşmuyorum. Bu konuda hiçbir tereddüdüm yok, onlar bizden bağımsız olarak bu dünyada yaşamak için varlar, bizim için yaşamıyorlar. Benim var oluşum, hiçbir canlıya zorunlu kalmadıkça zarar vermeden yaşayabilmek üzerine kurulu. Ben derin ekoloji denilen; 'her varlık, var oluşuyla değerlidir' düşüncesine derinden bağlıyım. Diğer canlıların bana verdiği et, süt, yumurta, deri, kürk... hiçbir anlam ifade etmiyor. Biliyorum sinir sistemi olan her canlı acı çeker ve bu acıların  nitelik olarak benim çektiğim acılardan hiçbir farkı yoktur, acı acıdır. Ruhumun acı çekmemesi için de hiçbir canlının acı kaynağı olmamalıyım. En azından bundan sakınmayı öğrenmeliyim. Net.

İnsandaki şiddetin ve sevginin kökenin nereden geldiğini merak ediyorum. Sevginin kökenini anlamak çok kolay, birbirimize muhtacız ama içimizdeki bu şiddet duygusu nereden geliyor? Sanırım sevgisiz kalmak ve hep haklı olduğumuza olan aptalca inanç.

Her bahar yaşamın attığı bu biricik gezegenin mavi gök kubbesinin altında biz insanları yol yaptığı toprakların üzerinde birbirlerinin arkasına sığınmış katar katar yürüyen çam güvelerini gördüğümde yaşamın o inanılamaz gücü içimi kıpır kıpır eder benim. Gülümserim. Dün gördüklerim de öyleydi üzerlerinden sevimli bir bakışla atlarken; ''birazdan sizi düşman gören birileri ezer, katleder.'' diye de geçirdim içimden. Aynı yoldan dönüşte gördüm, soykırım gerçekleşmişti. Bütün tırtıllar ezilerek bertaraf edilmiş zafer geride ölülerini bırakmıştı. Sadece bir çamdan başka bir çama geçen bu tırtılların hepsi,  gezegenimiz bir tırtıl gibi yiyip bitiren dominant türün üyesi bir insanoğlu tarafından katledilmişti. Eminim aynı yoldan geçen başka insanlarda tırtılı çamları kelleştiren zararlı bir böcek olduklarını düşündükleri için bu durumu çok normal olarak görmüşlerdir. Bu katliama sevinen ve katliamdan arda kalanları yok edenler de olacaktır mutlaka. İnsan aptallığının sınırlarını kimse tahmin edemiyor çünkü.

Algılarımız hayata bakışımızı ne kadar çok etkilediğini bu olaydan sonra yazmak istedim. Acaba sevimli bir kelebek sürüsü oradan geçseydi bu katliam gerçekleşir miydi? Sanmam. (Bir paradoks olarak bu tırtıllar hepsi pervane dediğimiz kelebeklere dönüşecektir.)
Çam ağaçları daha yararlıdır, ekonomik ve estetiktir, havayı temizler vs. bu yüzden de onu zayıflatan tırtıl yok edilmelidir. Genel algı budur, çünkü homo ekonominikus idiyottur, ekoloji ona küfür gibi gelir, ona göre Saruman'ın Isengard'ının taş ocakları gelişmedir. Yoldur, binadır, kentsel gelişimdir...

Yaşamın milyar yıllık evriminde modern insan olarak son 20-30 bin yılında varız oysa. Bir çok tür bizden çok önce vardı ve her doğal kaynağın ekonomik olup olmadığına bakmadan, onları hayatta kalabilmek (survive) için kullandı. Bizi yöneten algılarımız ve kötü eğitimimiz (çok çok kötü, çok çok  kötüden daha da kötü, kötünün kötü olduğunu anlayamayacak kadar kötü; hatta kötünün iyi, iyinin kötü olduğunu düşünecek kadar çok ama çok kötü eğitimimiz) her türlü katliamı gerçekleştirmemizi haklı çıkarıyor.

Yaşam bir dengedir oysa; tırtıl olduğu için daha dayanıklıdır ağaç, ağaçlar var olduğu için yaşar tırtıl.
Ben koşarken doğadan öğreniyorum. Aklımda katar katar, -tırtıl katarlarına benzeyen- ardı sıra yürüyen birbirine kardeş düşünceler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder