27 Ocak 2018 Cumartesi

Sıradan İnsan Hikayeleri



Bu toprakların vazgeçilmezidir zeytin. Kutsal meyve zeytini bu topraklardan çıkarın ışığını kaybeder, Homeros kimsenin varlığından haberdar olmadığı çürümeyi bekleyen bir kemik yığınından başka birşey değildir zeytinsiz. Birçoğumuzun sonu da Homeros'tan farklı olacak, bir nesil sonra unutulacağız. Bu yüzden Benjamin Franklin "Ya adınıza kitaplar yazılacak işler yapın ya da adınızın unutulmayacağı kitaplar yazın" der.

Benim garip huylarım vardır, mezarlıkları çok severim, ölümle barışmak için belki, belki canlıların bize anlatamadığı hikayeleri bir taş daha iyi anlattığı içindir. İnsan doğum tarihini bilir ama ölüm tarihini asla bilemez, her ikisini en iyi bilen mezar taşlarıdır. Şehirler bu yönüyle de bizi bize yabancılaştırıyor, ancak bir dost-yakın ölecek de mezarlık göreceğiz. Oysa köyler öyle değil, çoğu zaman köyün dibindedir ve genelde yol kenarındadır. Eski ve yeni mezar taşları ile orada yeni konuklarını beklerler, ölümü hatırlatırlar.

Bugün Kırıklar Cezaevi'nin yanından geçerken içerdekileri düşündüm. Ben bisikletimle onlardan 100-200 metre ötede özgür, onlar tutsak. Fransız varoluşçu düşünür Sarte'ın aşırı adaletin özgürlüğü yok edeceğini söylediğini okumuştum.

Çakırbeyli, Bozköy, Dağkızılca Torbalı'nın köyleridir, bu köylerin dağı taşı zeytindir. Bugün Doğancılar'dan hemen sonra yeni açılan yoldan Çakırbeyli yoluna girdim. Hava çok soğuktu. Yaz aylarında Dağkızılca'ya uğranır köy kahvesinde çay içilip oradan Çakırbeyli, Bozköy, Yazıbaşı (Yazıbaşının çingene çocuklarını çok severim ben, bana mutlaka sataşırlar çünkü) Ayrancılar ve Gaziemir'e gelinir.

Hava soğuktu, durdum. Yaşlı bir amca ve karısı artık iyice siyahlaşan zeytinleri topluyordu. "Kolay gelsin" dedim. "Sağol!"  "Nereden geliyorsun?" dedi amca. "İzmir" "Hava çok soğuk"dedim. Amca güldü. Soğuktan ısınmak için yaktıkları ateş, onların zeytin toplama halleri o an inanılmaz çekici geldi. Köylülüğüm asla peşimi bırakmayacak benim. "Fotoğrafınızı çekebilir miyim?" dedim. "Tabii" diyerek hanımına seslendi "bak fotoğrafımızı çekecek" yengem oralı olmadı hiç. Ben de öylesine özensizce çektim zaten. Ellerim üşüyordu. Akşam olmak üzereydi ve karanlık olmadan Gaziemir'e varmalıydım. " hadi eyvallah" deyip ayrıldım.
Hava soğuktu ve bitmeyen bir zeytin hikayesi bana bu toprakları anlatıyordu, bitmeyen bir yoksulluğun eşlik ettiği bir hikayeyi...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder