Mastermind etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mastermind etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2018 Pazar

Boşluğa Dokunmak

"Olası olmayan asla imkansız değildir."
Maria Konnikova 
Mastermind, SHeRLoCK GiBi DüŞüNMeK

Nekahet döneminin 42. günündeyim. 
İzleyenler bilir Interstellar filminde Dünya yaşanılamaz haldedir ve insanlığın umudu yaşanabilir bir gezegen bulmaktır ve daha önce gönderilen astronotlardan yaşanabilir bir gezegen bulduklarına dair sinyal gelmektedir. Dünyadan bu gezegenlere bir solucan deliğinden geçerek ulaşılır. Bu iki gezegen oraya gönderilen astronotlardan alırlar adlarını, Mann ve Miller. Gargantua kara deliğininin çok yakınındadırlar ve Miller gezegenine yola çıkan dört astronottan üçü inerler, bir astronot ana gemide kalmıştır. İndikleri bir su gezegenidir Dr. Miller'in gemisi parçalanmıştır, sinyal veren kara kutuyu almaya çalışırlarken gemiye yaklaşan dev dalgayı fark ederler ama bu sırada kara kutuyu almaya çalışan afet astronot kızımızın enkazda sıkışır (climax) ve iş uzar dalga bir astronotu yutar iki astronot ve yapay zeka robot Tars kurtulur. Yaklaşık 7-8 saat kalmışlardır bu gezegende. Geri ana gemiye döndüklerinde bıraktıkları astronot yaşlanmıştır ne kadar zaman geçtiğini sorduklarında 28 yıl der. 

Zamanın göreceliliği bu filmde çok güzel anlatılmaktadır. Bizim dünyada yaşadığımız zamanın göreceliği fizikteki görecelikle hiçbir ilgisi yoktur. Hepimiz aynı 24 saatlik dilimi yaşıyoruz ama hepimiz ayrı bir  görecelikte yaşıyoruz. Uykuda geçirdiğimiz ya da sevişirken orgazm anı gibi zevk anlarındaki zaman algısı çok kısa, çalıştığımız, sevmediğimiz işleri yaparken ya da yanımızda sevmediğimiz bir insan varken zaman algısı çok uzun, biyolojik ya da psikolojik acı çekerken ise sağlıklı bir bireye göre zaman algımız  çok ama çoook  uzun. 

Kırk iki gündür benim zaman algım ikinci aşamayı yaşıyor, birçoğunuza göre benim zaman algım daha yavaş ilerliyor. 

Bu süre içerisinde yaptığım en önemli şey, okumak, izlemek, bazen de yazmak. 

Bu yazıya neden olan ise daha önce yazdığım Başarı ve Mastermind yazısında konu olan Maria Konnikova ve onun kitabı Mastermind Sherlock Gibi Düşünmek ve dağcılık ile ilgili izlediğim dört film, Meru, Touching the Void, (Boşluğa Dokunmak) Nordwand ( Kuzey Yamacı ) ve The Beckoning Silence (Çağıran Sessizlik)

Meru Nepal'de bir zirve, çıkması çok zor olan bir meydan okuma (challenge) zirvesi. 
İnsanları en çok dürten şeyin "yapamazsın" demek olduğunu öğrencilerimden bilirim. Çocuklara yapamazsın  dediğin anda aslan kesilirler, genelde de donanımsız oldukları için yapamazlar ama denerken bütün enerjilerini sarfettiklerini her hallerinden anlarsınız. İşte bu çocukça tepki biz yetişkinlerde de var. Bir de bir şeye tutku ile bağlıysanız bu tutkunun enleri, yapılamaz denileni takıntı haline geliyor. Onu gerçekleştirmek için bütün fiziksel ve psişik enerjinizi kullanıyorsunuz. 
Burada genel konudan ayrılıp bir paragraf açacağım; psişik enerji. Psişik enerji biraz kuantum teorisi gibi bir gerçeklik olarak var ama onu maddi dünyada bir yere koymak imkansız. Her insanı fiziksel ve psişik enerji yönlendirir, güzel bir metafor olarak bunlar bir daireye yerleştirilmiş ying ve yang'e benzetilebilir. Bu arada daire mükemmel ama kusurlu bir şekildir. Mükemmeldir çünkü şekil olarak kusursuzdur ama çevresinin çapa oranı problemlidir virgülden sonra gelen hiçbir sayı kendini tekrar etmez, hiçbir parametreye uymaz. Bu yüzden kusurludur. Ying ve yang bir çembere yerleştirilmiş siyah ve beyaz  iki şekildir. Psişik enerjimizle uğraşan bir Doğu felsefesi olan Zen'in de simgesi bir çemberdir. 
Psişik enerjimizi doğru kullanmak, hayat kalitemiz, her konuda başarımız ve dengeli yaşamımız için gereklidir. Peki psişik enerjimizi nasıl doğru yönetebiliriz. Sağlıklı bir beden için gerekli olan hareket etme, belirli bir ritim yakalama ve egzersiz psişik enerjimizi doğru kullanma ve onu olumlu yönde kullanma için gereklidir. Bütün gün oturarak, tv izleyip sosyal medyada birilerine bol keseden kalp emojisi ihsan ederek -ya da alarak- psişik enerjinizi maksimize edip, optimum seviyede kullanamazsınız. Psişik enerji obez vücutlarda yaşayamaz, obez vücut sizi ve ruhunuzu çürütür. Nedeni çok basittir bitkiler dışındaki bütün canlılar hareket etmek üzerinden evrimleşmiştir. Hareket etmek iyi yaşamak demektir. 

Meru filmi bir grup dağcının Meru'ya tırmanış hikayesi. İlk tırmanış zirveye çok yakın olmalarına rağmen tamamlanamaz. 
İkinci sefer ise kayak yaparken kaza geçiren dağcının kafa travması onun tırmanış sırasında zora soksa da tırmanış gerçekleştirilir. İnsanlar gerçek potansiyellerini ancak en zor anlarda ortaya çıkarabilir. Bunun gerçekleşmesinin en önemli ön koşulu ise yaptığı iş ile ilgili aldığı eğitim ve belirli bir süre uygulama yapmaktır.  (10 bin saat) Bu bütün dünyada en iyi olmanın kuralıdır. Yetenek, eğitim ve 10 bin saat uygulama. Bu özellikleriniz yoksa boşuna dünyanın en iyisi olacağım diye uğraşmayın. Kendinizi kandırırsınız. 
Meru'ya çıkınca ne oldu? Başları göğe mi erdi? Evet başları göğe erdi ve insana en zoru yapılabilir olduğunu da kanıtlamış oldular. "Onlar yapabildilerse neden ben de yapmayayım?" fikrini beslediler. 

Boşluğa Dokunmak, izleyenlerin bileceği 127 saat filminin popüler olmayanı denilebilir. 
"Olası olmayan asla imkansız değildir." önermesinin gerçekleşmiş hali. Yarı belgesel gerçek bir olay filmi. Peru'da bir dağ tırmanışı dönüşünde iki arkadaştan birisi kayarak ayağını kırar, onu indirmeye çalışırken bir noktada ona bağlı olan arkadaş ipi keserek ayağı kırılan arkadaşın elli metreden bir buzul yarığına düşmesine neden olur. Ölüm kaçınılmazdır ama öyle olmaz. Dört gün süren aç ve susuz bir yolculuk sonrası ağırlığının üçte birini kaybederek kırık ayağı ile kampa ulaşır. 

Kuzey Yamacı ise Alpler'in bir bölümünde Eiger Dağı'nda geçen trajik bir tırmanış hikayesi. Yıl 1936, dört dağcının biraz da Nazi propagandası için Eiger Dağının tırmanılmayan kuzey yüzünü kullanarak ilk defa tırmanma girişiminde bulunur. Dört dağcıdan biri kafadan aldığı bir darbe sonucu yaralanır ve onu indirirmeye çalışırken üç dağcı ölür. İçlerinden biri Toni Kurz'un hayatta kalır. Ancak bağlı olduğu ip inişini tamamlamaya yetecek uzunlukta değildir. İpte sarkaç gibi bir gece soğukta kalır ertesi gün ona ulaşan ekibin uzatmaya çalıştığı ipi almak için donmuş ipini çözerek elde ettiği ipi uzatarak onu aşağı indirecek ana ipi yukarı çeker. Ama ekibin uzattığı ip kısadır ve son anda düğümle bir parça daha ip eklenir. Kurz karabinayı kullanarak düğüme kadar inmeyi başarır ama yere hala birkaç metre vardır ve karabinayı düğümden aşırıp yere inemez ve orada asılı olarak son nefesini verir. Oysa yaşam bir adım kadar yakındır. "Olası olan imkansız değildir"in ters köşe halidir bu durum. Aşağıya kadar inmeyi eldiveninin teki olmadığı için donan tek eline rağmen başarmıştır oysa. Kötü hava koşullarından dolayı cesedi üç gün öyle kalacak sonra aşağı indirilebilecektir. 

Çağıran Sessizlik bir çeşit adama filmi (yarı belgesel ) Boşluğa Dokunmak filmini anlatırken bahsettiğim Peru'da hayatta kalan Joe Simpson'un Eiger'da trajik bir şekilde ölen dağcı  Toni Kurz'a olan hayranlığını anlatan bir adama filmi. 
Joe Simpson 14 yaşında okur Toni Kurz'un hikayesini ve dağcı olmaya karar verir. 
Çağıran Sessizlik filminde Toni Kurz'un açtığı rotadan zirve yaparak 1936'da yaşanan olayı anlatır bize. Toni Kurz'un gülen hayat dolu bir fotoğrafını gösterir bir yerinde. Yirmi üç yaşındadır. Bir de cesedinin havada asılı olduğu fotoğrafını. Yirmi üç yaşındadır. 

Yaşamak bir mucizedir. Biz fark etmesek de bu böyledir. Her mucizenin içinde başka mucizeleri de beraberinde getirdiği bir mucize. Bu mucizeye en çok Joe Simpson gibi Boşluğa Dokunabilenler inanabilirler, bir onların yollarından gidecek olan maceraperestler. 

Eiger Dağı'nın Nordwand (Kuzey Yamacı) tırmanışı sırasında günümüze kadar altmış dağcının öldüğü söyleniyordu. İçinde bulunduğumuz boşluğa dokunan altmış ruh. Hepimizin er ya da geç dokunacağı bir boşluk bu. Ona dokunmadan yaptıklarımız bizi biz yapacak olanlar, boşluğa dokunmadan önce dokunduklarımız. 







27 Temmuz 2018 Cuma

Başarı ve Mastermind

Eğer hayatımızda fark yaratmak istiyorsak; hayatımızdaki başımıza gelen iyi ve kötü her şeyi dış etkilere bağlamamayı öğrenmeliyiz. Hayatımızdaki iyi şeyleri genelde kendimize yormayı, başımıza gelen kötü şeyleri dışımızdaki güçlerin oyunları gibi argümanlarla desteklemeyi severiz. Eğer kendimizi geliştirmek istiyorsak bu tip argümanları bırakıp, fark yaratmanın ne demek olduğunu ve potansiyelinizi maksimum düzeyde kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor. 

Bunu öğrenmenin ve uygulamanın yollarını bugün Maria Konnikova'nın başarılı hayat hikayesi ile anlatacağım; tanışmanızı isterim. 

Başarılı olmanın ve onu koruyabilmenin en önemli ve ilk ayağı iyi bir eğitim almaktır. 

Wikipedia'dan öğrendiğime göre Maria Konnikova bir Rus-Amerikan. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra bu ülkede yaşayan Yahudilere İsrail'e ya da istedikleri ülkelere göç etme hakkı tanınır. Maria'nın ailesi Amerika'ya göç etmeye karar verir ve Maria  4 yaşındayken Massachusetts eyaletinde bulunan Boston'a yakın bir yere yerleşirler. 
Wikipedia'ya* göre ailesi eğitime ve özgür düşünebilmeye en büyük engel olan televizyonu evlerine sokmazlar. Siz buna, büyük biraderin bizi maymuna çevirdiği ve Büyük Roma imparatorluğunun insanları eğlendirmek için -eğlenmek uyumak demektir, her şeyde eğlence aramak bir ergenlik dönemi hastalığıdır ve ne yazık ki toplumların da böyle ergenlik dönemleri olur, bu bize hiç de yabancı değildir; nedense ülkemizde herkeste bir komiklik paylaşma, izleme hastalığı var, bu kesinlikle zekadan beslenen mizahtan farklı bir ergenlik histerisi- insanlarla insanları, insanlarla vahşi hayvanları dövüştürdüğü bir kolezyuma benzeyen bütün sosyal medyayı da ekleyin. 

Maria Kunnikova lise eğitiminden sonra Harvard Üniversitesi'nde psikoloji ve yaratıcı yazarlık okur ve "magna cum laude" (üniversiteden mezun olanların arasında yüzde 15'lik başarı dilimine girenlere verilen Latince onur ünvanı) onur derecesi ile bitirir.

Başarının ikinci ayağı ise, eğitiminize  alanındaki uzman kişilerden eğitim alarak devam etmektir. Antik Yunan'dan beri değişmeyen kuraldır; ancak iyi hocalarınız varsa iyi eğitilirsiniz. Antik Yunan'dan aklınıza kalan bütün isimler bir şekilde birbirleriyle öğretmen öğrenci  ilişkisi içindedirler. Sokrates Aristo ve Platon'un, Aristo Büyük İskender'in hocasıdır. 

Bizde de belki de modern zamanlardaki tek gurur kaynağımız  Atatürk ile ilgili göz ardı edilen diğer bir konu da Atatürk'ün aldığı çok iyi eğitimin üstüne doğal bir yetenekle kendi kendini eğitebilecek bir kapasitesi olmasıdır, ki bu da iyi bir eğitimin sonucudur. Atatürk yaşadığı dönemin dünya entellektüel dili Fransızca ile Fransız İhtilali'nin fikir babalarından Jean Jack Rousseau  okuyabilecek düzeyde bir eğitimden geçmiştir. 

Maria Kunnikova Harvard sonrası doktorasını daha önce bir yazımda bahsettiğim modern zamanların gerçek bir entellektüeli olan Steven Pinker ile Colombia Üniversitesi'nde yapmıştır. 

Wikipedia'ye göre öğrenci profilinde ilgi alanı şöyle ifade edilmektedir.
"...özelikle belirsizlik ve risk altındayken aşırı (hot) ve normal (cool) duysal durumların kendini kontrol ve karar verme üzerindeki etkileri.  Bireysel  farklılıklar karar verme sürecinde nasıl rol oynar? Normal karar verme süreçleri aşırı duygusal koşullar altında nasıl aksar ve bu aksaklıkları daha iyi anlamak daha iyi kararlar almamıza nasıl katkı sağlar? O (Maria) aynı zamanda birey ve grup kimliğinin karar verme üzerine etkileri ile de ilgilenmektedir."

Daha sonra benim de zaman zaman yazılarını okuduğum The Atlantic, Big Think, The New York Times ve New Yorker'da psikoloji ve bilim konularında yazmaya başlar.
Daha sonra ilk kitabı Mastermind Sherlock Gibi Düşünmek kitabını yazar ve The New York Times'ta en çok satan (bestseller)olur. Kunnikova babasının ona çocukluğunda Artur Conan Doyle'nin Sherlock Holmes kitaplarını okuduğunu ve daha sonra da onun bütün serisini okuduğunu söylemektedir. Fiction (İngilizcede roman hikaye gibi eserlere denir,uydurma anlamı vardır.) okumanın önemini şöyle belirtir Konnikova:
"Bunu herkese anlatıyorum ... Bence sadece bilgiye dayalı (siz ders kitabı anlayın) kitaplar okuyorsanız yoksul bir yaşam sürüyorsunuz demektir ... Bence en iyi psikologlar aslında kurgu yazarlarıdır. Onların İnsan aklı hakkındaki anlayışları, psikoloji ile bir bilim olarak elde ettiklerimizin çok ötesindedir. Dikkatli bir denemeye ihtiyacınız var, ama aynı zamanda bir adım geri çekilmeli ve kurgu yazarlarının daha geniş bir bakış açısı ile gördüklerini ve çalışmalarınız için size fikir ve hatta fikirler sunabileceklerini fark etmelisiniz."

Caterina ile Strava (Koşu, yüzme ve bisiklet sürüşleri paylaşılabilen bir uygulama) sayesinde tanışmıştık. İzmir'de yaşıyordu ve Yeşilırmak ile Gediz Deltası üzerinden MIT Üniversite'sinin finansal desteği ile sulak alanlar antropolojisi üzerine doktorasını çalışıyordu. Beraber antrenman yapmaya başladık. Dere tepe koşuyorduk. Bu antremanlar bir çeşit beyin fırtınası olurdu. 2015 yılında İznik'te İznik Ultra'da koşacaktık, o kadınlar 45 km'de birinci ben ise 135 km'de yaş grubunda ikinci olacaktım. Sonra Kaçkar Ultra'nın ilk yılında o gene derece yapacak kadınlarda ikinci olacak ben ise sadece bitirecektim. Sonrasında 2016 Aladağlar Skyrunning koşacak o kadınlarda ikinci olacak ben ise bitirecektim. O sonra doktorası için Amerika'ya taşınacaktı, ama her yaz geldiği Türkiye'de onu evimizde ağırlamak gerçekten çok keyifli evde demekten çok dağda demek lazım çünkü o gelince mutlaka koşuya çıkıyoruz (bu sene eşi Benjemin'le geldi ve eğer ben kaza yapmasaydım Nif'e çıkacaktık, seneye çıkacağız:)) 

Caterina'na orta gelirli bir İtalyan ailenin tek çocuğu, kendi olanakları ile önce İngiltere'de liseyi sonra London School of Economics'de Sosyal Antropoloji okuyup Boğaziçi'nde yüksek lisans yapmıştı. İngilizce ve Türkçe'yi çok iyi bilir ve İngilizce çok iyi yazar. Her şeyi görebilecek kadar kocaman güzel gözleri ve bulunduğu ortama bir hareketlilik getiren kocaman bir gülüşü vardır. Bu günlerde Türkiye'deler ve yanlarında taşıdıkları katlanır bisikletleri ile tatil yapıyorlar. 

Sevgili arkadaşım Caterina Scaremelli, Türkiye'nin Sulak Alanlar Antropolojisi üzerine MIT Üniversitesi'nde doktorasını bitirdi. Geçen yıl Amherst Üniversitesi'nde  hocalık yaptı ve önümüzdeki öğretim yılı Yale Üniversitesi'nde çalışacak olan tanıdığım en zeki kadınlardan biri.  Bir konuşmasında o çok küçükken, babasının kahvaltılarda ona Yüzüklerin Efendisi'ni okuduğunu anlatmıştı. Bu yazıyı yazarken onun iznini almak için yazıştığımızda eşi Ben'in ailesinin de ona çocukken kitap okuyup okumadığını sordum. Benjamin  Harvard mezunu ve Hint Tarihi üzerine çalışıyor ve Boston Üniversitesi'nde öğretim görevlisi. Evet onun ailesi de o küçükken ona Micheal Ende'nin Asla Bitmeyen Hikaye kitabını okurlarmış. Çocuğunuzun Harvard'da ya da MIT'de okumasını istiyorsanız (ya da iyi bir üniversitede )ona çocukken televizyon izletmeyin ( sosyal medyaya takılmasına da izin vermeyin) ona kitap okuyun, kitap okutun.

Siz çocuklarınıza büyüdüklerinde hatırlayacakları hangi kitapları okuyorsunuz? 

Caterina başarı üzerine yazdığım bu yazıda mutlaka olmalıydı. 

Maria Kunnikova'ya geri dönelim. Maria Kunnikova son olarak ikinci kitabı The Confidence Game kitabını yazar, o da bestseller olur. 

Yeni kitabı için John Von Neumann Oyun Teorisi kitabını okurken tanıştığı pokere olan ilgisi ve sırasıyla önce 2017 yılında Monte Carlo'da yapılan bir poker turnuvasında 582 kişi arasında 42'inci olması sonrasında da geçen hafta Texasta yapılan bir turnuva ile Amerika'nın en iyisi olması ve 90 bin dolar olan ödülü kazanması. Bunun öncesinde bir poker üstadı olan Erik Seidel ile anlaşarak  o oyun oynarken onu  izlemesi ve onun (başta sözettiğim iyi hocaların olması gerekir önermesi) poker antrenörü olması. 
Şimdilik kitap projesini askıya almış durumda. 

Bu yazıyı kaytarmanın ve tembelliğin güvenli sularında yaşayıp herşeyi eleştiren -öncelikle kendim için, çünkü Einstein'a göre uzayın sonu olabilir ama aptallığın sonlu olması şüphelidir- embesillerden biri olmak istemiyorsanız her zaman -yaşın önemi yok- eğitiminize zaman ayırın; doğru düşünme parametrelerini, duygularınızı yönetmeyi ve bir konuda odaklanabilmek için alıştırmalar yapın.  Konnikova odaklanmayı bir yazısında kas alıştırmalarına benzetiyor; ne kadar çok alıştırma yaparsanız o kadar kaslarınız ve odaklanmanız gelişir. 

Şans çoğunlukla hazırlıklı olandan yana çalışır. Başarı siz kendinizi hazırlarsanız sizin olacaktır. 

Yoksa hayatınızdaki bütün embesilliklerin kökenini dış güçlerin bir oyunu olarak görüp kaytarmanın pis sularında bir sülük gibi yaşayacaksınız. 

*"Sovyetler birliğindeki propaganda deneyimlerinin etkisiyle Konnikova'nın ailesi televizyonsuz bir hayat yaşamaya karar verirler. "

*Affected by the propaganda experienced in the Soviet Union, Konnikova's parents decided to live without a television. 
Wikipedia 

Maria Kunnikova'nın Türkçe'ye çevrilmiş kitapları:

  • Mastermind Sherlock Holmes Gibi Düşünmek
  • Bir Sahtekar Gibi Düşünmek